Mecburi Açiklama!

Koca bir ülke Filistin'i dümdüz eden İsrail'in yaptığı gibi, sistemdeki 'iyileştirme' denen talan da eğer bir gün biter, en azından dinerse yazmaya devam edebiliriz.
Süresiz ama zoraki ara...
« Önceki |

Koca bir ülke Filistin'i dümdüz eden İsrail'in yaptığı gibi, sistemdeki 'iyileştirme' denen talan da eğer bir gün biter, en azından dinerse yazmaya devam edebiliriz.
Süresiz ama zoraki ara...
2003'ün 31 Temmuz'unda Fenerbahçe'ye imza atarken, Kulüpteydim. 2009'un 10 Kasım'ında gelen intihar yürek dağladı... Robert Enke'nin acımasız vedası zihnime bir sürü soru işareti çengelleri astı. Neden? Dost kaybetmiş gibiyim... Ama ne için kaybettim? Kızı Lara'nın yokluğundan dolayı, diyorlar... Öyle mi? Sorgulama sonucu, şunları düşündüm. Şeytanın avukatlığı belki... Ölen hem de böyle yiten biri ardından yazılacak şeyler de değil belki... Ama yazıyorum. Olmalı bir sebebi... Fakat asla yazılanlar, izlediklerimiz ve konuşulanlar gibi değil. Enke'yi intihara götüren, sadece özlem, kızının bıraktığı boşluğun getirdiği depresyon hiç değil. O işlediği bir intihar sonrası aylar süren iç kavga neticesinde suçunu itiraf eden Raskolnikov'dur. Enke'yi vicdanı öldürdü!
x x x
Saatte 160 km. hızla Hannover-Bremen Seferi yapan trenin önüne atlayıp intihar eden Enke'nin; kalp hastası kızı Lara'nın ölümü, Barcelona-Fenerbahçe'deki futbolu karanlık ve başarısız sürece denk düşüyor. 6 yıl sonra boyun eğilen bir vicdan azabı Enke'ninki. Suçluluk duygusu, iç hesaplaşma, çaresizlik ve gecikmiş fark ediş... Hayat iksiri 'futbol' denen oyunda ben, Enke'nin; Barcelona ve İstanbul'da kendini ispat etme savaşı içinde Lara'yı ihmal ettiğini, bunun bir cana mâl olduğunu sanıyorum. Daha sonra futbol için verdiği savaşı Enke, fazlasıyla kazandı. Kadıköy'de bittiği noktadan, vatanında Hannover 96'yla yükseldi ve Almanya Milli Takımı'yla zirveye oturdu, vazgeçilmez oldu. Kızına karşı, futbol tercihini zaferle bitirdi. Ama canı gitti. Vicdanı, vücuda geldi. Bu kez onu yenmeye çalıştı. Lara'nın yerine evlatlık aldığı Leila ile yapmadıklarını bastırma fikri, bu acı dramı dindirmeye yetmedi. Lara geri gelmedi.
Ve Enke ona gitti.


Lara'nın babası Robert Enke,
2003'te yaşatamadığı kızının
yokluğuna ancak 6 sene dayanabildi. Dik durmak için, omuzlarını düşürmemek üzere Leila adında bir kız çocuğu evlatlık almış, öyle katlanabilmişti yokluğa... Olmadı, yapamadı. Pek duygusal yapısı, Almanlar'da ekseriyette alışık olunmadık gibiydi.
Onun hayat iksiri olan "futbol" denen bu oyunda zaten zirvedeydi. Almanya ülkesel Takımı'nın kalesindeydi. Bundesliga'da göz kamaştıran maçlar oynuyor, takımı Hannover 96'nın da Kaptanlığını yapıyordu. Biten sezon Almanya'nın en iyisi seçilmişti. Ancak kalabalıklar içinde kendisini güçlü hisseden adam, filelerle çevrili yeşil sahnesinden indikten sonra büyük bir boşluğun da ta ortasında kendisini buluyordu. Eşi Teresa ve evlatlık kızı Leila; Enke'ye, küçük bedeni yüzünden benzerine az rastlanır kalp hastalığına yenilen kızı Lara'yı unutturamadı. Kasım'ın 10'unda bir gece vakti Bremen'den Hannover'e giden hızlı trenin önüne atlayıp, intihar ettiğinde bir dost kaybetmiş gibi acı çektim. Vicdan azabı da duydum. Rüştü de duymuştur!
Çünkü...
Hesp, Dutruel, Bonano gibi kaleci faciaları yaşayan Barcelona'ya 2002'de Louis van Gaal tarafından alınmıştı Enke... Ancak daha formasını terletmeden Dünya Kupası'nda 3'üncü olan Türkiye'nin sivrilen kalecisi Rüştü transfer edildi yerine... Onun daha sonra anlaşılacak beceriksizliğine kurban edilmişti bir kere Enke, kendisini gösteremeden kopartılmıştı Barça'dan... Enke, Fenerbahçe'ye Rüştü karşılığında verilirken; Barça da Altyapı'dan aynı sezon alınan Valdes'te ısrar etmek zorundaydı. Rüştü kabzımallar kadar yer tutamayınca, bugün Katalanlar'ın 1 numarası Victor kaldı böylece...
Enke ise Rüştü için harcandığında vatandaşı Daum tarafından Fenerbahçe'ye kefaletle gelmişti. Bizim takım için özel adamlardan Rüştü'nün satılmasının huzursuzluğu ile kabul edemedik Enke'yi, itiraf edeyim... Ardından çok şeyler söyledim, konuştuk. Dünya Karması'na giren 10 yıllık kalecimiz kadroda tutulamazken, genç birine tahammülsüzdük.
İlk maçında bir Yahudi; Pini Balili, Hitler'in üstün ırkını perişan ederken, tarihten de öc alır gibiydi.
38 dakika içinde Robert Enke 3 gol yedi ve gönderildi. Sarı-Lacivertliler de Barcelona gibi kendi vatandaşına güvenmeyi seçti, Volkan böylece doğdu.
2002'nin 31 Temmuz'undaki İmza Töreni'ne katıldım; Enke 1 sezon için imza attı. Sonra Barcelona'ya gitti eşyalarını toplamak için... 9 Ağustos'ta geri döndü ve Fenerbahçe'nin Kadıköy'deki sezon açılış maçına çıktı 1 gün sonra... 10 Ağustos gecesi, İstanbulspor'a 3-0 yenildi. 90 Dakika sonunda Enke gelmek istemediği İstanbul'a veda ederken, bunun tek sebebi taraftarların tahammülsüzlüğü olmuştu. O günler, Fenerbahçeliler; şimdiki Trabsonspor ya da Beşiktaş'ın destekçilerinin halindeydi, çok acımasızdılar çok...
Ben de o günler, 'Fenerbahçe'nin 3 tane yedek kalecisi olduğunu' düşünüyordum. Sonra Enke, hak ettiği değeri fazlasıyla buldu. Almanya Takımı'nın 1'inci kaleciliği ve kulüp takımının liderliği gibi önemli mertebelere ulaştı. Ama Enke için yıkım kızı Lara oldu. Hayat gailelerini büyük gücü ve dayanıklılığıyla yendi; fakat ilahi takdire boyun eğdi. Enke artık yok! Beni, bizi bağışlar mı..

Tren bana Doğu'yu çağrıştırır her koşulda. Göç Hikayeleri midir sebebi. Artık ulaşım aracı olarak gölgede kalmışlığı mıdır, unutulan o topraklar gibi ya da. Yoksa kimilerince ilkelliği
midir. Bilemem. Ne zaman ki, 'tren seyaheti' imkanı doğsa, fırsatı kaçırmam. Takılır eski hatırların peşine, rayların demir tekerlerle asıl kucaklaşmasıyla, çılgınça bir gürültü içinde sessizliğe bürünür, huzur bulurum. Perona veda edip, Doğu Ekspresi ile farklı coğrafyalara adım atarım. Ötekinin peşinde kültürler arası bir yolculuktur Sarıkamış'a seyahat. Yalnızlık yağan şehre hoşgeldiniz.